“Reality is frequently inaccurate.”

“What to do if you find yourself stuck in a crack in the ground underneath a giant boulder you can't move, with no hope of rescue. Consider how lucky you are that life has been good to you so far. Alternatively, if life hasn't been good to you so far, which given your current circumstances seems more likely, consider how lucky you are that it won't be troubling you much longer.”
Recent Tweets @Meshuggeneh_

haberin içeriğinden ziyade troçki’yi çizen arkadaş ve ufacık, minnacık bir kelime: “kalacuk”

Vakit gazetesi, 1 Nisan 1929

you know, edesia is the roman goddess of food. “with bibesia, she ensured that the feast went well and the food was excellent.” and kali, our kali… epicurean goddess of eating and… well, unconcernedness… #kali #goddess #rasputin (Bar Rasputin)

yıllar yılı her pazar aile boyu televizyon karşısına geçip, sanki günün tek önemli şeyi oymuş gibi bizimkiler izleyen, şükrü bey ve ailesini görüp “evet! işte aile dediğin böyle olmalı! bir erkek bir de kız çocuk, türlü sorunlar ve fakat önünde sonunda tüm bu sorunları gerçek bir aile içi demokrasi ortamında tartışarak çözebilmek!” ve benzeri türlü “küçük” aydınlanmaya bulanmış fakat asla o ideal aile ortamını sağlayamamış bir ailenin tek çocuğuydu. 

örneğin hiçbir zaman kahvaltı sofrasında babasına “baba bana bi kredi kartı mı çıkartsak? olmuyo böyle… biz de artık hesabımızı bilelim..” diyememişti. ve işte tam da bu sabah, pazartesi sabahı saat tamı tamına 10:52’de, çocukluğunu düşünerek geçirmekte, babasının o davudi sesiyle verdiği “işte aile bu!” nutuklarına “evet baba, aslında şöyle de olmalı değil mi?” şeklinde şahane biçimlerde servisler yaparak, hem mevzu bahis idealin ilerlemesinin asıl sağlayıcısı olup hem de idealden zerre ekmek yiyememenin ıstırabını ruhunun ta derinlerinde hissetmekteydi.

fakat tabi bu tip duygusal hezeyanlara kapılmak öyle sonsuz bir iş olamazdı. sonuç itibarı ile işe gitmesi gerekiyordu ve sırf geçmişiyle hesaplaşacak diye otobüsü kaçıracak değildi. zaten eşofman altını giymişti ve evden çıkması için sadece bir tişört değiştirmelik zamana ihtiyacı vardı. fakat adı gibi biliyordu ki tişört seçmek farklı bir ıstırap olacaktı ve dolaptaki, zaten az sayıda olan tişörtlere bakıp yine bir geçmiş hesaplaşması, ruhsal bir hezeyan yaşamaya başlayabilirdi. 

o riski göze almadı ve uyandığında üstünde hangi tişört olduğuna bakmaksızın çantasını alıp evden çıktı.

sıradan bir otobüs yolculuğunu sıradan bir metro yolculuğu izledi. çalıştığı yere vardığında ise o sıradanlık insanı nefessiz bırakacak denli şiddetlenmişti. yapması gereken rutin işlerin her birini mükemmel bir hızla gerçekleştirdikten sonra biraz yorulduğunu fark edip bir kahve yaptı. kahveyi hak etmişti ve durumdan memnundu. postacı da tam kahvesini içerken gelmişti…

hayatında belki de ilk kez mektup almanın şaşkınlığıyla mı baş edecekti yoksa mektubun üzerinde gönderenin kim olduğuna dair herhangi bir işaret olmamasına mı kıllanacaktı? bilemedi. öyle ki postacının cebine 50 lira sıkıştırmaya kalktı. postacı yok abi mok abi demeye çalışırken 50 lirasından oluvermişti bir anda. çok üstünde duramazdı. etrafını saran gizem perdesi aklını başından alıvermişti adeta. dikkatsizce zarfı açması da bundandı. 

zarfa gelince.. üzerinde “ee akşam ne yesek?” yazan koca bir sayfa vardı. başka da bir şey yazmıyordu. bu da neydi şimdi? şaka mı? böyle şaka mı olurdu? onca gizemli, esrarengizli hallere girmiş, aklından binbir türlü şey geçirmişti. postacının gelişinden zarfı açıp da kağıdı gördüğü o 3 dakikaya lanet olsundu. kahvenin bile tadını kaçırmıştı bu densiz şaka..

o gün işte hiçbir şey yolunda gitmedi. o patladı, bu çatladı, öteki su kaynattı. yorulmuştu. bir de muhatap olduğu insanlar.. usanmıştı artık cemiyetin türlü ihtirasından. bir de üstüne böyle bir gün.. 

erken çıkmak için izin istedi. aldı da. 

dönerken metroyu kullanmıyordu, otobüsle evine döndü. evde bir şeylerin değişmiş olduğ hissine kapıldı fakat gündüz yaşadığı o lanet olay yüzünden bir kere daha gizemliymiş gibi hallenemedi. odasına gitti biraz oturup bir sigara içti ve aç olduğu aklına geldi. mutfağa doğru gitmek gerçek bir zulümdü artık. nasıl kalkacaktı bu koltuktan? nasıl bir şeyler hazırlayacaktı?

bir sigara daha içip mutfağa neredeyse sürünerek gitti ve evet, evde gerçekten değişen bir şeyler vardı. o ani mistilki, gizemli hava yeniden etrafını sarıyordu hızlıca. hemen kendine geldi ve ocağın üzerindeki tencereye ilişti gözü.

evet yanlış görmüyordu bir tencere bulgur köftesi ocağın üzerinde duruyordu ve üstelik sıcaktı da!!

neler olduğunu anlamaya, en azından anlamaya birazcık da olsa yaklaşmaya çalışıyordu ki kapı çaldı. gelen kuryeydi. elinde kocaman bir koli vardı. adına bir paket gelmeyeli yıllar olmuştu sanki. az önceki mistikli gibi hadise ve şimdi gelen kolinin verdiği haylaz mutluluk… hemen imza attı ve kurye çocuğa zorla 12 lira bahşiş verdi. 

kapıyı kapar kapamaz canhıraş bir şekilde koliye girişti. kocamandı. açmayı başardığında ise dünya başına yıkılmıştı, koli boştu! içinde sadece ufacık bir kağıt vardı.

"yoğurt dolapta, tereyağını da üşenirsin diye erittim ama donmuştur. altını yak da yeniden erisin" yazan bu kağıt ocağın üzerindeki tencerenin gerçek olduğunun güvencesiydi adeta. evet tencere gerçekti, içindeki bulgur köfteleri de öyle. nasıl da şen köftelerdi onlar!

bir tabak yedi. ikinci tabağı da gözüne kestirmişti ama o tabaktaki üçüncü köfteden sonra pili bitmişti. daha fazla yiyemeyecekti. kalan köfteleri çöpe dökmek zorundaydı çünkü tencereye koyamayacak kadar sarımsaklı yoğurt ve tereyağına bulanmıştı köfteler. çöpe dökerken “bulgur” diye bir black metal grubu kurabileceğini bile düşündü. kelimenin tam da black metal grubuna isim olacak bir tınısı vardı. güzel bir fontla logo yapıp arkasına da hafif silik bir pentagram koydun mu…

uzun süredir olmadığı kadar mutluydu. derken aklına bir şey geldi..

hemen çatı katına çıkıp içi kitap dolu olan bir koliyi gelişigüzel boşalttı ve odasına indi. çekmecesinden bir kalem ve bir de küçük kağıt çıkarıp üstüne şunları yazdı:

"baba, bana bir kredi kartı mı çıkartsak? olmuyor böyle.."

best customer ever: kali! #kali #rasputin (Bar Rasputin)

Genius Party Beyond - “Toujin Kit” by Studio 4°C from Oskar E on Vimeo.

Genius Party is an anthology of short animated films from Studio 4°C (Animatrix, Tekkon Kinkreet) released on July 7, 2007. The short films are Japanese anime.
A sequel called Genius Party Beyond was released on February 15, 2008, and includes most of the films which were finished but not included in the original Genius Party.

this is one of my favorites…
NOTE
(I do not own this, i did not work on this at all,
just sharing…enjoy)

check out their website:
studio4c.co.jp/english/

The Kooks | Around Town from Ryan Hope on Vimeo.

Music Video. Virgin Records. 2014.
Featuring Pom Klementieff (Old Boy) and Chris Fairbank (The Fifth Element / Hercules / Pirates of The Carribean)

pulletsus infernalis.

üç kişiydik… çok havalı bir rock bar olduğumuz için akşam yemeğinde kendimize hamburger yapmaya karar vermiştik. kendimizden emin bir şekilde en yakın süper markete, şok’a giderken, bu kararımızı bir kez olsun sorgulamamıştık. “en kötü,” diyorduk “kuşbaşı alır sote işine gireriz…” ancak evdeki hesap yine çarşıya uymamıştı… etlerin muhafaza edildiği dolapta karşımıza çıkan şeye kayıtsız kalamayacağımızı o an anlamıştık. evet, bu oydu… bugüne kadar onu hep bir şehir efsanesi, bir… hayal ürünü sanmıştık ve çok büyük yanılıyorduk. oradaydı, karşımızdaydı… PULLETSUS INFERNALIS! 

şüphesiz ki bu bir işaretti.. bir uyarıydı hatta..

zebzeli tavuk sote yapıp yemek zorunda kalmıştı

(photo by uygar k.)

içten içe adeta arjantin fanıyız yalnız. “nazi oyununa gelmeyin” mesajını henüz girişte, etkili bir biçimde veriyormuşuz resmen adfjlşsdf (Bar Rasputin’da)

jim beam’in “genci yaşlısı, herkeş bu mereti içiyor” temalı reklam girişimi. #johnhuston #dennishopper #jimbeam

unutulacak gibi değil de yine de garip geliyor. 1 sene önce bugün bunları kafamıza atan adamlar üniformalarını çıkarıp hala aramızda dolaşıyorlar. bu yüzden kendinize, bir sağınızdakine ve hemen bir solunuzdakine dikkat edin. yoğun biber gazına maruz kaldığınızda panik yapmak yerine yine sağ ve solunuzdaki insanlardan solüsyon rica ediniz. bu arada o kadar sağ sol deyince “mehepelisi de cehepelisi de kolkolaydı ağbi” metaforu yapmış gibi gözüktüm. öyle bir maksadım yok. olanları unutmayın ancak oraya saplanıp kalmak da iyi bir şey değildir. hörmet ederim #direngeziparkı