“Reality is frequently inaccurate.”

“What to do if you find yourself stuck in a crack in the ground underneath a giant boulder you can't move, with no hope of rescue. Consider how lucky you are that life has been good to you so far. Alternatively, if life hasn't been good to you so far, which given your current circumstances seems more likely, consider how lucky you are that it won't be troubling you much longer.”
Recent Tweets @Meshuggeneh_

içten içe adeta arjantin fanıyız yalnız. “nazi oyununa gelmeyin” mesajını henüz girişte, etkili bir biçimde veriyormuşuz resmen adfjlşsdf (Bar Rasputin’da)

jim beam’in “genci yaşlısı, herkeş bu mereti içiyor” temalı reklam girişimi. #johnhuston #dennishopper #jimbeam

unutulacak gibi değil de yine de garip geliyor. 1 sene önce bugün bunları kafamıza atan adamlar üniformalarını çıkarıp hala aramızda dolaşıyorlar. bu yüzden kendinize, bir sağınızdakine ve hemen bir solunuzdakine dikkat edin. yoğun biber gazına maruz kaldığınızda panik yapmak yerine yine sağ ve solunuzdaki insanlardan solüsyon rica ediniz. bu arada o kadar sağ sol deyince “mehepelisi de cehepelisi de kolkolaydı ağbi” metaforu yapmış gibi gözüktüm. öyle bir maksadım yok. olanları unutmayın ancak oraya saplanıp kalmak da iyi bir şey değildir. hörmet ederim #direngeziparkı

mediumaevum:

Decoding Anglo-Saxon art

Rosie Weetch, curator and Craig Williams, illustrator, British Museum

perfekto.

(via scientificillustration)

f.

gidiyoruz.
bir balinanın sırtında,
havada süzülerek,
kimseye çaktırmadan.

f.

gidiyoruz.
bir balinanın sırtında,
havada süzülerek,
kimseye çaktırmadan.

reading is fun! international year of the child 1979

jedavu:

PROVOCATIVE STREET MESSAGES BY MOBSTER

(via luxedeluxure)

bluearrow126:

My cats tried to reenact the Lion King (they did this to themselves btw)

LARP.

(via luxedeluxure)

kimse kusura bakmasın ama yoğurt yerken üst dudağımı sol tarafından ufak bir bölgeyi ısırmam sonucu kanatmamı tesadüf olarak algılayacak değilim.

yağmur öncesi fevkalade bir hava olur mesela, muhakkak denk gelmişsinizdir ama aklınızda tutmaya değer bulmamışsınızdır diye belirtiyorum, işte neredeyse günün son 10 dakikasını o havada, o rüzgarda yürürken geçirme şansına sahip olmak da fevkalade mühim bir olaydır. hatta bunu eve gelip yoğurt almaya mutfağa giderken, apartman boşluğundan yankılanan yağmur sesini duyduğunuzda daha net idrak edebilirsiniz (üşenmezseniz deneyin, göreceksiniz).

öte yandan, bazen insan neyi beklediğini o beklediği şey gelene kadar bilemiyor. bu hepinizin başına gelebileceği gibi hiçbirinizin başına gelmeyebilir de fakat sizin “hiç öyle bi şey başıma gelmedi” demeniz benim bunları mabadımdan uyduruyor olduğum anlamına da elbette gelmez. lise mantık derslerinden beyaz karga örneğini kaçınız hatırlar bilemiyorum ama yaşıma yakın olanlarınız hatırlayacaksınız. bazen o dediğim oluyor işte. sonra bir bakıyorsun, cidden onu bekliyormuşsun. o şeyin yepyeni bir şey olması bile gerekmiyor, rahatlığa bak!

ve mesela, bir şey eskidi, geçmişte kaldı ne bileyim o şey bir noktada sizi bıraktı diye bitmek zorunda değildir. 20 sene önce neyse 20 sene sonra aslında her şey olduğu gibi kalabilir. bu dediğimi aklınızda tutmaya çalışın.

iyi sabahlar.

image

"samanyolu ve andromeda galaksileri (ki bak bir tanesi bizim galaksimiz, sahip çıkalım) saatte 1,5 milyon kilometre gibi bir hızla birbirlerine yaklaşıyorlar ve sadece (SADECE!) 3-4 (belki 2-3) milyar yıl gibi kısa bir süre sonra birbirlerine çarpacaklar." 

Pamir tereddüt içindeydi. şimdiye kadar kaç tane isimsiz, imzasız mektup yollamıştı acaba? 10? 20? o bile hatırlamıyordu artık. aslında bu mektup işi, Pamir’in görür görmez aşık olduğu ve son 1 küsür senesini resmen “sevdiğine kavuşamazsa ölür” benzeri bir hastalığa yakalanmış da yataklara düşmüş gibi geçirmesinin yegane sebebi, bir nevi zalımın kızı, Şeker, olanı biteni bilsin, anlasın ama ona aşık olan cengaverin kim olduğunu bilemeyip meraktan çatlasın, kudursun gibi saçma sapan bir nedenle başladı. 

ve şimdi Pamir lavuğu, sayısını dahi hatırlamadığı, edebi yönü çok kuvvetli ve her biri hazine değerinde mektupları yazdıkça “olm ismimi de eklesem mi en son mektuba?” diye düşünmeye henüz daha ikinci mektubu yazarken başlamıştı. Pamir sinsiydi, gördüğünüz üzere.

şu an yazmakta olduğu mektubun ikinci paragrafına geçmeden önce de bunu düşünüyordu. tereddütünün, endişesinin sebebi de buydu. bu kadar aşk ilanı içeren mektuptan sonraki bilmemkaçıncı mektuba imza atar da Şeker bu mektubu okursa kendisinden korkar mıydı korkmaz mıydı? öyle ya kızın giydiği gömlekten içmeyi sevdiği kahvelere kadar methiyeler düzmüşlüğü vardı.

"içinde yaşayıp her türlü etkisine, günün her anında, adeta bağımlısı gibi maruz kaldığın şu sistemin bir parçasıymış gibi davranıp, yönünü bana çevirmek sureti ile yerinden 1 metre dahi kıpırdayamaman ise senin suçun."

dangalak bir de kızı suçluyor şimdi işte. kız nereden bilecek mektupları yazanın sen olduğunu diye sorsalar araba farı görmüş tavşan gibi kitlenip kalacak ama hala ilginçlik peşinde. zaten şu okuduğunuz iki paragrafı yazması resmen 30 dakika falan sürdü. iki tane kahve içti o arada. silemez yani bu yüzden, kıyamaz. çok zorlandı.

üçüncü paragrafı düşünüyor, nasıl düşünmekse artık bu.